AMASYA: Tarihi Yaşamak İsteyenler İçin...

by 9/08/2012 12:09:00 ÖÖ 2 Yorum
Selam millet ! Ben döndümmm^^ Sizleri çok özledim açıkçası şu bana yıllar geçmiş gibi gelen süre içersinde T_T Ama sonunda bu üşengeç blogger comeback yapması gerektiğini anladı ve comebackini güzel bir gezi yazısıyla yapmakta karar kıldı ^^ O yüzden size gezimi en başından anlatmaya başlayayım.
Bundan bir kaç ay önce, yani yaza girerken, dayım Gençlik ve Spor Bakanlığının "Seyyah:Ulu Çınarın İzinden" adlı bir etkinliği olduğunu söyledi. Bu etkiliğe 14-24 yaş arası kişiler katılabiliyorlarmış ve hiç bir ücret ödemiyorlarmış. Tabi ben ve kız kardeşim durur muyuz, hemen başvurduk. Birkaç şehir seçtik ve kurayla birisinin çıkmasını bekledik. Bize de Amasya çıktı. İlk başta burun kıvırdık, Hayrunnisa da, ben de... "Ne! Amasya mı?!" gibi tepkiler verdik. Ama inanın şuan oraya gittiğime aşırı derecede memnunum. Tek kelimeyle müthiş bir yerdi! Yeşilliği olsun, tarihi olsun, Yeşilırmak'ı olsun... Neyse. O zaman ilk olarak Amasya'nın nerde olduğuyla başlayayım mı?^^

Amasya, Orta Karadeniz Bölgesinde yer alan bir ilimiz. Hititlerden başlayarak çeşitli uygarlıkların merkezi olmuştur. Kentin bilinen en eski adı, söylendiği biçimi ile günümüze kadar hiçbir değişikliğe uğramadan gelen Amasya’dır. Eski kayıtlarda ve buluntularda Amesseia - Amacia - Amaccia ismi okunmaktadır. Bunların günümüz Türkçesindeki anlamı "anne"dir. Amasya isminin açık bir şekilde okunduğu, Pers, Pontos ve Roma İmparatorluğu dönemlerinde ticarette kullanılan gümüş ve bronz sikkeler (paralar) üzerinde görmek mümkündür.
Bazı sikkeler üzerinde Amaccia veya Amacia isimlerine rastlanılmaktadır. Amasya’nın fethinden önce ve sonrasında da Türkler, Amasseia’yı (veya Amaccia - Amacia) Türkçe'de söylendiği gibi Amasya yapmışlardır.
Amasya'nın diğer bir adı ise Şehzadeler Şehri'dir. Ayrıca Manisa'da Amasya gibi Şehzadeler Şehri olarak anılır. Çünkü bir çok Osmanlı padişahı ve şehzadesi buralarda valilik yapmıştır. Çünkü Amasya'da o dönemde tam 18 medrese varmış. Bu sebepten ötürü zamanın Oxford'u konumundaymış. Ayrıca Amasya, Selçuklu Döneminden de kalma bir yer olduğu için dini ilimlerde diğer bölgelere göre daha ilerideymiş. 
Amasya'nın üç özelliği ise şunlardır: Şeyh Hamdullah (kendisi çok önemli bir hattattır.), Amasya lalesi ve panzehirler (dönemin medreseleri tıp ile ilgili bir çok çalışma yapmış).
Amasya'nın coğrafi konum olarak nerede olduğuna geri döncek olursak: Kuzeyinde Samsun, doğusunda Tokat, güneyinde Yozgat ( burayla sınırı çok az) ve batısında Çorum. Bu arada ben Çorumluyum. Bu sebeple daha önce Amasya'nın Hamamözü ilçesine gitmiştim. Gitmemin sebebi ise elbette hamama girmekti ( gerçekten çok güzel  hamamlar var, tavsiye ederim). Tabi Çorum ve Amasya yan yana olduğu için aynı yoldan gitmemiz ve Çorum'a girmemiz gerekti. Şöförden bu haberi alınca bende Hayrunnisa da çok sevindik. Çünkü yaklaşık 1 yıldır babaannemizi, dedemizi, küçük halamızı ve kuzenlerimizi görememiştik. Çorum'un Osmancık ilçesinde ( yani babaannemlerin oturduğu ilçede) mola verilmesi kararlaştırıldı. Babaannemlerin evi bizim gittiğimiz yola çok yakındı. Bizde hemen onlara haber verdik, gelsinler görüşelim diye. Tahmin edin ne oldu? Mola verdiğimiz tesis babaannemlerin evinin hemen yanı başındaki tesisti. Hatta biz oraya giderken babaannemlerin evini bile gördük ^^ Onlarla görüşünce bayağı mutlu olduk (Hatta geziyi boşverelim burda kalalım falan dedim ama babam izin vermedi.) ama küçük halamla görüşemedik. İş sebebiyle o da aynı gün İstanbul'a gitmiş çünkü >.< Herneyse, tam biz arabaya yönelirken babaannem bize iki tane kocaman torba uzattı. Birisinin içi nektari ve erik doluydu, diğeriyse aburcubur. Meğersem kadıncağız bahçeden eline ne geçtiyse hemen doldurmuş poşete, bakkaldan da alışveriş yapmış biz yolda, orda burda bunları yiyelim, aç kalmayalım diye :'( Bende aldım poşetleri ve bol bol teşekkür ettim. Araba hareket edince de bir poşet dolusu meyveyi bizim gibi geziye gelen ablalarıma ve kardeşlerime dağıttım, geri kalanınıda ben yedim çünkü Hayrunnisa bu iki meyveyi de sevmez, aslına bakarsanız Hayrunnisa hemen hemen  her meyveyi sevmez ( Benim tam tersim...) Meyvelerin birazını ayırdım Amasya'da bir daha yiyebilmek için çünkü daha acil bir durum vardı: Eriyen çikolatalar! Kuzenlerim sevgili ablalarına çikolata almak istemiş ve bunları aburcubur çantasına koymuş. Ama bunlar o sıcakta bayağı bir erimiş. Bizde ziyan olmasınlar diye onları elimize yüzümüze bulaştıra bulaştıra yedik >.<
İşte o meyve ve aburcubur poşetleri... Erikler de ne güzel gözüküyo *.* Burda poşetlerin ne kadar büyük oldukları gözükmemiş ama ben size şunu diyim: Dört gün boyunca hemen hemen her öğün bunlardan yedik ama yinede bitmedi!
Tabi bundan öncesinde aldığımız pişmaniyemiz de vardı, onuda aradan çıkardık çikolatalarla beraber ^^

*.*
Osmancık ve Amasya merkez arası 2 saat sürüyordu ve biz bu iki saati tıkınarak geçirdik >.<
Saat 8 gibi Amasya merkeze gelmiştik. Bizi bir öğrenci yurduna yerleştirdiler, yani benim tüm otel hayallerim yıkıldı :( Odalarda 4 kişi kaldık.

Sağdaki çarşafı düzgünce serilmiş yatak benim, soldaki dağınık yatakta Hayrunnisa'nın. Ne kadar simetrii hastasıyım dimi... Hayrunnisa yatağının ötüsünü 5 dakkada serdi, ben 20 dakika uğraşmak zorunda kaldım...
Odalara yerleştikten sonra yemeklerimizi yedik ve odamıza tekrar çıktık. Elimizden geldiğince ıslak mendillerle falan odayı dezenfekte etmeye çalıştık. Hayrunnisa gerek olmadığını söyledi ama ben evde her ne kadar titiz olmasam da başka bir yerde yatıcağım yeri temizlemeden duramam. O yüzden buna da bayağı bir uğraştık. Yarın çok gezicez, iyi dinlenmeliyiz diyip erken yatma kararı aldık ama ben uyuyamadım. Çünkü ben bir ortama hemen adapte olamıyorum, özellikle de burada uyuyacaksam... O yüzden Hayrunnisa'ya bin bir türlü şirinlik yaptıktan sonra beraber uyumak için onu ikna ettim (şu hale bakar mısnız, o mu benim ablam, ben mi onun ablasıyım >.<) Bizimle kalan diğer iki kişi de abla kardeşti, onlarda çift kişilik bir yatakta beraber yattı. Zaten gezide genel anlamda abla-kardeşler vardı. Hayruş'la benim de kardeş olduğumuzu duyunca çok şaşırdılar, çünkü benzemediğimizi söylediler. Bence haksızda sayılmazlar, ben ve Hayrunnisa görünüş ve karakter olarak alakasız bir ikiliyiz ^^
Ertesi gün sabah 8'de uyandık ve kahvaltı ettikten sonra gezimizin ilk durağı için yola çıktık. İlk olarak gezi otobüsümüzün içinde Ferhat Tepesini ve tepeden inen su kanallarını inceledik.

Şimdi diyeceksiniz ki "Ferhat, su kanalı... Sümeyye! Yoksa...?" Evet tam tahmin ettiğiniz gibi bu Ferhat Tepesi, Şirin'i için dağları delen Ferhat'ın tepesi ^^
Ferhat da Şirin de Amasyalıdır. Şirin, dönemin valisinin kız kardeşidir. Ferhat ise sarayın sütunlarını ve duvarlarını işleyen bir ustaymış. Ferhat ve Şirin ilk görüşte birbirlerine aşık olmuşlar. Tabi bu durum valinin hoşuna gitmemiş. Ne Şirin'in Ferhat'la evlenmesini istemiş, ne de Ferhat gibi bir ustayı kaybetmek istemiş. O yüzden Ferhat'a demiş ki "Dağın tepesindeki suyu buraya akıt, ben de Şirin'i sana vereyim" Ferhat hemen işe koyulmuş. Birde bakmış ki istenilen zamanda suyu saraya ulaştıracak. Bundan dolayı valiyi bir panik havası sarmış. Ne yapayım da bunları ayırayım derken sarayın cadısı bunu kendisinin yapabileceğini, başarırsa ona yüklü bir hediye verilmesini istemiş. Valide kabul etmiş. Cadı gidip bir helva hazırlamış, sonrada Ferhat'ın yanına gidip "Bu Şirin'in helvası, o öldü." demiş.Ferhat başlamış ağlamaya ve demiş ki "O yoksa bende yokum". Elindeki balyozu havaya kafasına düşecek bir biçimde fırlatımış ve orada can vermiş. Sonra cadı gidip Şirin'e demiş "Ferhat öldü." Bu seferde Şirin aynı şeyleri söyleyip kendini kayalardan aşağı atmış. Vali hem Ferhat'tan, hem Şirin'den olmuş kısacası... Bu acıklı aşk hikayesinden sonra moralleri toplamak amacıyla şunları paylaşayım bari ^^
Rehberin dediğine göre tepede ikisininde mezarı bulunuyormuş, ama biz bırakın mezarın yanına gitmeyi, otobüsten çıkıp kayalığa tek bir adım bile atamadık. Çünkü Amasya'nın her yeri mermerden arkadaşlar. Kaygan mı kaygan bir mermer hemde... Kalabalık olduğumuz için rehber bunun sakıncalı olduğunu söyledi. Bu arada Amasya'daki mermerler yurt dışına çokça satılıyormuş. En çok alanda Çin'miş.
Ferhat Tepesi'nden sonraki durağımız Arkeoloji Müzesi oldu. Benim de en çok beğendiğim yer orasıydı. Çünkü ben tam bir tarih tutkunuyum ve bu müze Hititlerden tutun Osmanlıya kadar olan tüm eserleri ve kazılardan çıkan kalıntıları barındırıyordu ^^
Burası müzenin giriş kapısı...


Ve bu da girişte bulunan mozaik. Eski Amasya'yı temsil ediyor.


Bu görmüş olduklarınız fosil. Tarihçeleri bu bölgeye yerleşimin öncesine dayandığından beri var olduğunu söylüyor. 


 Bunlarsa "lahit" adını verdiğimiz kral mezarlarıymış. Bir nevi tabutlar yani. Ama ben daha çok küvete benzettim >.<

Bu da maksatını bir türlü anlayamadığım bir heykel. Sanırım dönemin aile fotoğrafı >.<

Bu minnak kafalı şey bir yüzük. Tahmin ettiğinizden daha küçük bir şey ama işçilik süper...

Bunlar kazılarda bulunan Roma sikkeleri. Ben sadece bir kısmını çekebildim, dahası da  vardı.

 Anlaşıldığı üzre buğdaydan un yapmak için kullanılan taşlar.

Altın mücevherler...


 Bu görmüş olduğunuz çikolata kaplarına benzeyen ince altın yapraklar ölen kral yada kraliçenin sağda görüldüğü gibi suratına yerleştiriliyor. Maksat süs olsun, ihtişamlı dursun...

 Bunlarda taşlardan yapılmış müzevherler. Sağdaki şey ise altın bir yüzük. Yüzüğün üstüne taşlardan bir melek süsü işlenmiş, yüzüğün üstündeki resimde bunu gösteriyor.

Bu da bir Meryem Ana heykeli. Roma döneminden kalma. Önünde haçlar, kutsal kabul edilen eşyalar ve ritüel tasları bulunuyo. 

Bunlarda haç işaretli kolye ve yine Roma döneminden kalan inciller. 

 Sarayın ve mezarların dekorasyonunda kullanılan heykellerin kalıntıları.





Savaş aletleri... 

Hititlerden kalma bir heykelin başı. 

Bu testiler ve biblolar da Hitit döneminden kalma eşyalar.

Bunlar bir çeşit kral mührü. Bunlardan Hititlerden kalma.



 Şu görmüş olduğunuz ufacıcık taş parçası Hitit Fırtına Tanrısı Teşup'muş. Fakat Hitit döneminden sonra ki dönemlerde bu heykelciğin yarısı tahrip edilmiş...



 Bu küpleri ve iskeletleri bir arada görünce pek bir anlam verememiş olabilirsiniz, ilk başta bana da öyle olmuştu çünkü. Ama sonra mevzuyu çaktım. Bu görmüş olduğunuz küpler, aslında birer mezar. Halk tabakasından olan kişilerin mezarları. "Romalılarda ne tuhaf adamlarmış, krallarını küvete, halkını küpe koyuyomuş adamlar..." diye düşünmeden edemedim doğrusu ^^


 Ve gelgelelim ben benim en sevdiğim kısma... Sevgili çingularım ve unnielerim, az önce müzenin ilk katını dolaştınız. Anlayacağınız üzere ilk katta Roma ve Hitit dönemi kalıntıları vardı. Şimdi ise ikinci kata çıkıcaz, yani Osmanlı ve Selçuklu dönemlerinden kalan kalıntılarının bulunduğu kata ^^


 Bu görmüş olduklarınız Osmanlı sancakları.

 Bu görmüş olduğunuz örtü ise çok özel bir örtü. Çünkü bu örtünün üstüne Ayetel Kürsi işlenmiş. Açıkçası benim çok hoşuma gitti...


Osmanlıdan kalma silahlar... 

 Bu görmüş olduklarınız ise el yazması Kur'an'lar. Gerçekten çok ince işçilikler  vardı. Resimlerde fazla gözükmüyor ama :(




Bu görmüş olduklarınız bindallı adı verdiğimiz geleneksel Osmanlı kıyafeti. Genelde kına gecelerinde giyiniliyo. Benim arkadaşım Brezilya'ya proje sunumu için gittiğinde bindallı giymişti. Bazı bindallılar orjinal olmuyo ama onunkiler orjinaldi. Altın işlemeliydi ve 10 kilo civarındaydı. Kız sunum yaparken acayip terlemiş ama deymiş doğrusu çünkü kız dünya 1.si olup dönmüştü ordan...



Burası bir eğercinin çalışma ortamını göstermek amaçlı oluşturulmuş. İçindeki her şey orjinal, yani yıllar önce kullanılan, o zamana ait eşyalar.

Burda da halının nasıl dokunduğunu göstermişler. Ben dokuma makinasının hepsini sığdıramamışım fotoğrafa. Ama gerçekten çok büyüktü ve her yerinden ipler geçiyodu. Resimlerin karanlık olmasının nedeni de içerdeki eşyalar eski olduğu için flaşları kapattırdılar.


Burası da sanırım marangozdu...


Bu görmüş olduğunuz kocaman demir şey, saraylarda ve camilerde aydınlatmada kullanılan şamdanlık. Bunun ucuna kocaman bir mum yerleştiriliyormuş. İstanbul'daki camiilerin bir çoğunda mumlu bir vaziyette görmüştüm bunları fakat Amasya'daki camilerde ya mumları yoktu, ya da süs oldun diye mum yerine beyaz bir plastik koymuşlardı.



Bu tabut ceviz ağacında kapılmış. İnanır mısınız küçük bir kırık dışında hala sapasağlamdı...


Porselen ibrik ve kaseler. Renkleri ve desenleri çok güzeldi ama flaşsız çekim olduğu için hiçbir şey belli olmuyor :(


Porselen gaz lambaları. Tek kelimeyle müthişlerdi. Gerçekten insan bu ince işçiliğe hayran kalıyor *.*


Bunlarda kapı tokmakları. Hepsinin desenleri ve işlevleri farklıydı. Kadınların kullanması için yapılan tokmaklar ince ve zarif bir kadın eli şeklindeydi. Erkeklerin kullanacağı tokmak ise kocaman ve kalın parmaklı bir erkek eli şeklindeydi. Bir kılları eksikti resmen >.< Daha bir sürü tokmak vardı ama unuttum amaçlarını -_-
Eveeet sevgili unnielerim, çingularım... Gel gelelim zurnanın zırt dediği yere. Biraz sonra görecekleriniz sizi korkutabilir :P Şaka şaka o kadar da korkutucu değil. Sadece size müzede bulunan bir mumya ailesi göstereceğim o.O Bu aile Selçuklu döneminden...


(Yazıları daha net okumak için bilgisayarınıza indirin)


Amasya'nın köklü bir ailesinin küçük erkek çocuğuna aitmiş bu mumya. Sanırım 1 yaşında ya da o civarlarda. Bir kolu ve ayakları sağlam kalmamış, sadece gövdesi, kafası ve diğer kolu vardı. Kafası o kadar sağlamdı ki, bir gözleri eksikti resmen...


Bu da aynı ailenin büyük oğlu. Büyük dediysem 7-8 yaşlarında. Bunun vücudu sapasağlam korunmuştu, hatta ağzında bir tane dişi bile var, gördünüz mü?


Bu ailenin biricik kızına ait mumyadan geriye gövdesi ve ayakları kalmış... Çok hasara uğramış bedeni. Etinin bazı kısımları parçalanmış hatta, kemikleri falan gözüküyodu.


Bu mumya evin cariyesine aitmiş.


Bu mumya da evin direği, reisi, yani evin babasına ait. Gerçekten çok heybetli bir vücudu var...


Bu vücutta aile kavramının olmazsa olmazına ait. Evin hanımına yani evin biricik annesine ait bu mumya...


Bu mumya aileden değil. Dönemin valisinin mumyası. Bu mumyanın suratı herhalde en korkutucusuydu o.O
Sonunda mumya odasından çıktığımızda bende Hayruş'da  üç buçuk üç buçuk durumlarındaydık. Dışa yansıtmasakta ölülerden bayağı etkilenmitik. Bu arada bizim ülkemizdeki mumyacılıkla Mısırlılarınkisi farklı. Onlar beze sarıyorlar. Bizde ise bir tür ilaçla dışları kaplanıyor. Fakat mumyalar toprağa konulmuyor çünkü ilacın yapısı toprak altında bozuluyor ve mumyalama işleminin hiç bir anlamı kalmıyor.
Aynı kattın devamını dolaştık mumya odasından sonra.


En büyük zaafım: Köstekli saatler.




En son gitmeden önce müzenin bahçesine çıktık. Bahçede aşağıda görmüş olduğunuz Roma dönemi sütunlar ve lahitler (mezarlar) var.








Müzeden sonraki durağımız bir cami oldu, Sultan Beyazıt cami...

Yazıyı okumak için bilgisayarınıza resmi yükleyin ^^
İlk olarak caminin bahçe kısmını falan gösteriyim en iyisi ^^





 Burası caminin avlusuna giderken kullandığımız yol. Şimdide avluyu gösterem bakem...






Panoramik resimleri net görmek için bilgisayara yükleyin ^^




Bu caaanım avlunun resmi bu kadar, birazda caminin içini ve dışını göstereyim ^^






 Şu güzelliğe bakın ya *.* Hele ordaki vav işlemesine bayıldım...






 Şamdanlara plastik koyuyolar demiştim. Bir örneği de bu.


Şu sağda ve solda görmüş olduğunuz kahverengili beyazlı silindirler caminin  sağlam olup olmadığını gösteriyo. Nasıl mı? O silindirleri çevirmeye çalışıyorsunuz. Eğer dönüyorsa sağlam, dönmüyorsa hasarlı. Bu camide sağdaki silindir dönüyo, soldaki dönmüyo çünkü zamanında Amasya'da çok büyük bir deprem olmuş ve caminin belli başlı kısımlara hasar görmüş.




Accıkda camiler hakkında size bilgi vereyim ^^ Öncelikle bu cami bir Osmanlı camisi. Neden mi? Birincisi isminden anlaşılıyo, Sultan Beyazıt Cami. İkincisi dış ve iç mimari yapısını incelediğimizde bu cami Osmanlıdan kaldığını bas bas bağırarak söylüyor. Nasıl mı anladım? Şu küçük tüyomu sizde vereyim o zaman: Osmanlı camilerinin dışı sade, içi süslü olur. Selçuklu camilerinin ise dışı süslü, içi sade olur. Rehberimiz kodalamamız için şunu söyledi: Selçuklu camileri şehirli bir kız gibi, Osmanlı camileri de köylü bir kız gibi >.<
Bu camimizide gezdikten sonra benim en beğendiğim ikinci yere gittik: Beyazıt Yazma Eser Kütüphanesi. Bir görseniz, nasıl müthiş bir yer. Tabi benim için öyle ^^ Neden mi müthiş? Çünkü içinde bir sürü eski Osmanlıca kitap var ve hepsi orjinal. İçeri girdik, adam bize bir kaç kitap tanıttı falan, sonra başladı resmen bana hava atmaya. Neymiş efendim, burdaki bir çok kitabı okumuşmuş, hepsi çok güzelmişmiş, biz dışarıda bunların kopyalarını alıyomuşuz çok şey kaçırıyomuşmuşuz >:C Zaten neden böyle bir yerde çalışamıyorum diye üzülürken bu adam beni iyice deli etti...

Bu giriş sonradan yapılmış.



Arkası dönük olan Mavi eşarplı arkadaş kim biliyor musunuz? Bizim Uykucu Genç Hayruş :D


Bu da orjinal giriş


Kütüphanenin tavanı. Tamamiyle orjinal...


İşte hayran hayran bakakaldığım kitapceğizler T_T


Şimdi de görevlinin bize gösterdiği kitaplar var...


Bu kitap bir dua kitabı. Şimdi diyeceksiniz ki o resimler ne alaka, hemen söyleyeyim. Bu dua kitabını yazan zat, Kabe'ye gittiğinde Kabe'yi ve oradaki bazı şeyleri çizmiş, görmeyenlerde görsün diye. İlk resimde Kabe'nin çizildiği sayfaları açmış görevli, ikincisinde de Hz. Ali'nin kılıcını ve Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in ayağının çizildiği sayfayı açmış.


Bu görmüş olduğunuz minik (!) kitap 10 kiloluk bir tefsir kitabı.


 Bu görmüş olduğunuz kitap bir ağıt kitabı. Şehzade Mustafa öldükten sonra halk çok üzülmüş ve onların ağıtları bu kitapta toplanmış. Bu kitabın bir diğer özelliği ise kağıtları. Bu kağıtlar dönemin yağlı kağıdı konumundaki çok sağlam kağıtlar. O yüzden bu zamana kadar hemen hemen hiç yıpranmamış. Ama bbu kağıt kolay kolay elde edilmiyormuş o zamanlar çünkü kağıt tam 10 yılda hazırlanıyormuş.


Bu kitap harf inkılabı olduğu zaman bir zengin tarafından yüklü bir miktar parayla satın alınmış korunması için. Çünkü tüm Osmanlıca kitapların yakılması emri gelmiş. Adam böylesine değerli bir kitabın yakılmasını istememiş ( ki bende istemezdim yani, ben bir kitabın sayfasının kırışmasına bile deli olurum, yakılmasını bünyem kaldıramaz herhalde...). Bu yüzden kitabı satın aldıktan sonra bir küpün içine koymuş ve toprağın altına gömmüş. Fakat yaramaz güve ve fareler kitabın bir kısmını ham yapmış...


Şu arkada görmüş olduğunuz Kur'an 8. kopyaymış o.O Geçen senelerde çalınmış ama sonra bulunup eski yerine tekrar konulmuş...


Bu da sanırım bir Kur'an ve dışı altın işlemeli...


Son olarak bu kitap... Bu bir burç kitabı. Her gün şu gazete verilen fallar olduğunu düşünmeyin sakın. Burç ile ilgili olan şeyler ilimdir arkadaşlar ve gerçekten de burçların bizim karakter oluşumumuza çok etkisi var. Burçların etkileşimde olduğu gezegen ve yıldızlar, burç taşları vs. şeyler gerçekten insan üzerinde etkili. Önemli olan güvenilir yerlerden almak bu bilgileri...
Buradan çıktıktan sonra çok hoş bir yere daha gittik: Planeteryum ve  Gözlemevi



Bu görmüş olduğunuz yerde animasyonlarla size uzayın yapısı, Dünya'nın oluşumu gibi bilgi aktarıyorlar. O görmüş olduğunuz kubbeler, animasyonların izlendiği salonlar. Görüntüyü tavana yansıtıyolar. Bizim burdakinde biz yere yatıp izliyoduk ama Planeteryum'da koltuklar vardı, ama bayağı yatık bir şekildeydi. Sanki gökyüzünü izliyomuşsun gibi oluyo, çok eğlenceli bir yer...


İşte koltuklar. Bu bebeler bizim gezi grubundan değil. İnternetten yükledim bu fotoyu ^.^
Animasyonun gerçekçi olması için zifiri karanlıkta izliyosunuz. Söylenilenleri anlamamak ya da duymamamk gibi bir ihtimal yok çünkü akustik süper, sesi heryerden ve eşit bir şekilde duyuyosun. Seninle arasında baya bir mesafede oturan kişinin bile sesini kulağının dibinde konuşuyormuşçasına duyuyosun...
Şimdi animasyonda birkaç parça birşey göstericem ama çok fazla değil. Karanlığı bozmamak için flaşsız çektim tüm fotoları, o yüzden hiç bir şey belli değil, bende düzgün olanları koydum...




Her ne kadar bir çok kişi animasyonu izlerken uyumuş olsa da bana göre süper eğlenceli ve faydalı bir yerdi. Diğerlerinin işleri güçleri gırgır şamata olduğu için bu tür şeylerden pek nasiplerini alamadılar gezi boyunca... Planeteryum'da işimiz bittiği zaman kaldığımız yurda tekrar döndük ve birkaç saatlik yemek ve dinlenme molası verdik. Allah'ım, bacaklarımız nasıl ağrımış, ayaklarımız nasıl şişmiş, görmeniz lazım! Ciddi ciddi diyorum, ben hayatımda bu kadar yorulmamıştım... Saat 2 civarında tekrar gezmek için yola çıkmamız gerektiğinde resmen Hayruş tarafından çekiştirilerek götürüldüm arabanın yanına. Ben arabada "Yürümek istemiyorum TT_TT Cidden istemiyorum Hayruşşşşş TT_TT" diye mızmızlanırken o beni sakinleştirmeye çalıştı ve tek ilacımı bana tavsiye etti:"Abla, müzik dinlesene, ikimizde rahatlayalım!" 
Şişen ayaklarımız....
 Ben arabada "Give Me You Heartttttt! Evet bana kalbini ver Jung Min!" diyerekten kafayı bulmuşken Hayrunnisa "Abla geldik, kes sesini, hadi inelim" dedi (ciddiyim, ben bile bu gidişle Hayrunnisa'nın benim ablam olduğuna inanmaya başlıycam >.<) 
Arabadan indiğimde yine kocaman bir camiyle karşı karşıyaydım. Bu seferki durağımız: Gökmedrese Camii. Bu cami Selçukluya ait bir tarihi eser. Fakat beni üzen şey buraya halk tarafından gerekli ilginin gösterilmemesi. Aslında diğerlerine de göstermiyolar ama bu daha kötü. Neyse, bununla ilgili daha fazla konuşmak istemiyorum, en iyisi fotolara geçeyim ^^









Görüldüğü üzre tam bir Selçuklu işçiliği. Selçukludaki taş oymacılığı gerçekten beni kendine hayran bırakıyo *.* 



Selçuklu mimarisinin klasik bir örneği olduğu için içi gerçekten çok sadeydi. Aslına bakarsanız içinde süsten çok mezar vardı o.O






Buranın arkasında o mezarların daha nicesi var o.O
Burayı da gezip bitirdikten sonra meydana doğru yürümeye başladık... İşte sokaklarıyla Amasya...







Gördüğünüz gibi her yer mermer kayalık. Ayrıca bol bol yeşillik... Birde düşünün burası şehir merkezi. Eğer burası böyleyse diğer ilçeleri düşünemiyorum... Çorum, yani benim memleketimde aynı bu şekil. Gerçi merkezin nasıl olduğunu tam olarak bilmiyorum ama en azından Osmancık böyle ^^ O yüzden Amasya'da hiç yabancılık çekmedim, sanki memleketimde geziyomuş gibi hissettim :D


İşte bu çektiklerim arasında en sevdiğim resim ^^



Bu resimde çok hoşuma gidiyor şu mor ışık hüzmeleri sayesinde ama keşke daha net olsaymış :(


Yine ışık hüzmeleri ve bu sefer net bir çekim :D




Uzun bir yürüyüşün ardından meydana vardık ve tarihi bir caminin avlusunda kısa bir mola verdik. Açıkçası değişik bir camiydi ve içini gezmedik, rehberde ayrıntılı bir bilgi vermedi. Ayrıca hangi dönemin camiisi olduğunu mimarisinden de anlayamıyorum çünkü cami hem ahşap, hemde aşçı içeriyo...







Gerçekten güzel bir cami...
Burada verdiğimiz molanın ardından 3 saatlik serbest vakti bize bahşetti tur liderimiz ve rehberimiz... 3 saat sonra yine meydanda toplanmak üzre herkes dağıldı. Bizde Hayrunnisa ile napalım napalım diye düşünürken midelerimiz "Biz bir dolalımda gerisi hikaye" diye mızmızlandılar ( ne mızmızlanması, resmen isyan ettiler >.<) Tabi ayaklarımızın durumu da cabasıydı... Bizde hemen harekete geçtik ve başladık kafe, restorant tarzı bir yerler aramaya. İlk olarak imdadımıza Kiler yetişti. Ordan odamızda kullanmak için servis peçetesi falan aldık, su aldık ve bir de Hayruş'un yeni telefonuna süs aldık... Ordan çıktıktan sonra bir ara sokağa girdik. Girmez olaydık! Meğersem girdiğimiz yer Amasya'nın arasokak çarşısıymış. Çarşı dediysem aklınıza çadır falan gelmesin, öyle bir yer değil...Aynı Kapalıçarşı gibi, dükkanlar var bir sürü ve bu sokakların tarihi geçmişi var. Tek farkı bunun "açıkçarşı" oluşu >.< Ne uydurdum ama!  Herneyse... İlerleyelim, belki güzel bir yer buluruz dedik ama kaybolduk! Ama bizdeki soğukkanlılığı, bizdeki coolluğu bir görseniz... :P Her yer erkek dolu, biz cesaret edip birine bile diyemiyoruz halimizi. Sonunda bir butik bulduk. Orda kardeşlerimize kıyafet bakalım derken ben biraz daha ilerlersek ırmağa yaklaşacağımızı farkettim. Böylelikle ordan hiçbir şey almadan çıktık, ırmağın kenarına indik. Akıntıyı takip ederek (akıntı meydana doğru çünkü) yönümüzü ayarladık ve öyle gezmeye başladık...
Tabi gezerken alışveriş yapmayı unutmadık ^^ Erkek kardeşlerimize tişört aldık (ne Amasya hatırası ama :P) ve kendimize de bir sürü dergi aldık (hatıralık eşyanın bu kadarı >.<) İlerlerken ilerlerken bir alışveriş merkezinin üst katında restoran (hemde terasta) olduğunu farkettik. Oraya uçarcasına giderken bilin bakalım bu orjinal salak ne yaptı?
A) Yere kapaklandı.
B) Yere kapaklandı.
C) Yere kapklandı.
D) Hepsi.
Seç beğen al okuyucu, hangisini yaptım? 
Ellerim poşetle dolu bir şekilde yürürken poşetler ellerimi acıtmaya başladı (yalnız kardeşim o kadar yardım sever ki benim elimde yaklaşık 5 poşet var ve bir de çantam, onda sadece 1 poşet) Bende poşetleri düzeltmeye çalışırken poşetler görüş alanımı kapladı ve ben bankanın birinin merdivenlerini görmedim. En son hatırladığım şey gri mermer... Tabi ben düşünce bankanın güvenlik görevlileri yerinden fırladı, tanımadığım etmediğim insanlar başıma üşüştü, ama Hayruş hala ortalıklarda yok. Hanfendi geçmiş arkalarda bir yerlere basmış kahkahayı!  Ben tabi hiç bozuntuya vermedim, kalktım ayağa, yürümeme devam ettim. Tabi Hayruş'a da poşetlerin bir kısmını devretmeyi unutmadım.
Bunca olaydan sonra sonunda geçip oturduk restorana. Şimdi sizlere manzaralarımızı göstereyim...
Benim bakış açım
Hayrunnisa'nın bakış açısı
Karnımızı doyurup, tatlılarımızı yedikten sonra meydana doğru yürümeye başladık fakat benim görüş açıma bir kitapçı girdiği için meydana ulaşmamız biraz geçe kaldı. Babama da hediye almış oldum burdan tabi, bir de kendime (Babama İskender Pala'nın Od kitabını aldık) Ordan çıkıncada annem için üstünde Amasya manzarası işlenmiş bir peçetelik aldık (Sonunda amacına uygun bir hediye >.<) Sonuç olarak biz buluşma saatinden yarım saat önce meydana varmıştık. Kaldığımız yurda gidince ilk iş olarak aldıklarımızın bir kısmını çektim. He bu arada aklıma gelmişken, Hayrunnisa da kendine bir çanta almıştı, onu söylemeyi unutmuşum :D



Yanlış görmediniz, ordaki SHINee posteri. Ayrıca Trendy'de de BEAST posteri vardı.DY dergisini almamın tek sebebide o 48 Yakışıklı Eki'dir fakat tek bir tanecik bile Koreli çıkmadı :(


Bu da kendime aldığım kitap ve ayracı. Çok uyumlu oldular ^^ Kitap çok değişik bir kitap, o yüzden paraya kıyıp aldım. Kitaba başlarken normal başlıyosun, ilk bölümün sonunda iki yol ayrımı çıkıyo. Böyle böyle devam ediyo. Kitabın bir çok sonu var. İlk denememde NASA ile ortak bir çalışma yaptım ve uzay yolculuğuna çıktım. Sonuç: Roket havalanırken yere çakıldı ve ben nalları diktim >.<
Yurda gittiğimizde eğlence olduğunu söylediler ama biz katılmadık. Hemen yattık. Ve Amasya'nın ilk iki günü böyle geçti: Bir gün yolculukta, bir gün gezmede. Diğer iki günüde yazıcam İnşallah ama öncelikle diğer yazılarımı bitirmeliyim. Şimdilik Amasya'nın bu kadarıyla yetineceksiniz ^^

Sümeyye Kaya

Developer

Cras justo odio, dapibus ac facilisis in, egestas eget quam. Curabitur blandit tempus porttitor. Vivamus sagittis lacus vel augue laoreet rutrum faucibus dolor auctor.

2 yorum:

  1. ah harityla başlyan bir tantım benm gibi coğrafya özürlü ( ciddi anlmda bir özr olrk görüyorum ben bunu ciddi anlamda çok eksiğim vardır cğrfyda sevemedim bi ben bu dersi napayım ilk tartştığım hocam coğrafya hocamdır ve beni az kalsın dersten atıyordu buda bir ilk tabkde sevemedim işte napayım of ne biçim konudan saptım yaram varmış napayım :D )
    ahh babaannenlerle görüşmniz ne kadar güzel *.* çok sevndim sizin adınıza ^.^ ama ama her insan mı geziye giderken yanına çikolata alma hatasını yapr ya 7 mizde neysek 20 mizde de öleyiz biz cidden :D oohhh ıslak mendil sağolsun elinzi yüzünüzü silmişsinizdir :D :D ah ben çok severim o erikleri canım istedi şimdi gece gece napçazzz o.o ^.^ ahh pişmaniyeee o.o annem arkadaşına gitmişti acaba arasam gelirken erik yada pişmaniye ne bulursa alsaa aaağğğ *.*
    yatak örtüsnü düzeltme odayı silme mi aaahh bende bende sümeyye :D :D
    ferht şirin <3 ah kwang senin dağ falan delmene gerek yok babam öle şeler istemez sen sadece küpelerini çıkart gelirken bize yeter nihahah :D :D
    ay aferim o rehbere bencede şimdi o curcunada birinz kaysnız diğerne tutnrdunz fln zincirleme bi daha olsun başka sefere inş görürsün bıcrğım :)
    arkeoloji müzesi <3 <3 <3 bizde arkadaşımla ist da gidicetik ama pazartesi kapalıydı bi dahada o tarafa gidemedik ve o mezarları acayip merak etmiştim
    sayende resimden de olsa gördüm kumavo sümeyye ^.^bizm eski küvetlere benziyrlar ama cidden :D :D
    aahah aile ftoğrfımı o.o
    wuaa yüzük harikaymış *.* altından nefret eden benim ile takasım geldi cidden çook ama çook güzeller *.* birden bu kadar roma tarihi hristyan işleri ve incllerin bizim ülkemizde kalmasına nasıl izin verilmiş meak edr oldum bak ? :S
    ah şu tarih derslerinde anlatılan mühürler demek onlarmıymış bende bişey sanmıştım :P çok güzellermişşş ^.^
    asıl insanları nasıl o küplere sığdırmışlar ben de onu düşünür oldum şimdi bak :)
    waoooww örtü gerçekten çok anlamlı ve çok güzelmiş *.*
    işte canım kültüürüm arkadaş ya *.* *.* *.* *.* *.* olsun olsun şahsn kendi adıma konuşayım ben wuaa arkadaşını tebrik ettim doğrusu bilirim öle kıyafetlerin neler hissettirdiğini bende ufak tefek bir küçükken o kadar ağırlıkta kıyafet taşıyıp 4 sene halk oyunları oynamış biri olaraktan *.*

    marangoz dan daha çok tarımla uğraşan bir işçinin eşyalarına benziyor tatlım sanki ya sapan var orda elek asılı duvarda bana öle geldi sankim *.*
    wuaa tabut harika *.*
    flaşsız da olsa muhteşemler bıcırığım üzülme sen ^.^ ve eğer gerçektne yeşilse muhteşemlermiş ay osmanlı döneminde yaşamak var cidden *.*
    önceden ayrıntılara zarifliğe aitliğe daha çok dikkat ediliyormuş cidden tokmaklar bile cinsiyete göre doğayı anlatıyor ne kadar hoş *.*
    gece gece sümeyye ya :D zaten bu aralar rüya görüyorum ama hatırlamıyorum ve sanırım geçen gece rüyamda bir katildim :S birde hatırlasam :S ama yarın görürsem en kabusundan yandın :D ah bunların etkisinden ben olsam çıkamazdım hemen diye düşünüyorum o.o

    YanıtlaSil
  2. !!! yorumum uzunmuş ya tamamını kabul etmedi bende böle bir çözüm buldum :D :D
    köstekli saat demek ağır erkek demek sanırım *.* ah şöle myung soo nun böle bir saati olsa 0.0 wuaa *.*
    cami gerçekten muhteşem ya gerçekten çok güzel *.* ah orda benim adım olsaydı *.* olsun ama vav da çok güzel durmuş *.*
    sağlamlık testine bayıldım çok iyi döşünülmüş bir ayrıntı bence zaten oldum olası cami mimarlarına hayranlık duymuşumdur *.*
    ah patavatsız adam dur sen tatlım oku okulunu kur hayalini onun bin kat daha iyisi olursun sen gambatteee *.*
    ah hayrunnisa yı azda olsa tanımış oldu *.* keşke senide görseydik sümeyye ^.^
    wuaa kitaplar cidden çok güzel duruyor yaa bende bende bendeee *.*
    wuaa yine yeniden wuaa yazıyorum ama o ağıt kitabına bayıldım yaaa kağıt cidden harika *.*
    yinede sağlam kalmış ya bir çok kısmı ve bizde görmüş olduk ya oda sevndirici birşey bnce ^.^
    onudamı çalmışalr şaşırmadım ama bulunduğuna çok sevindim ..
    ben gitmek istiyorum orayaaa planeteryummm istiyorum okuduğum bir mangada da vardı ay duygulandım ya orda kızla çocuk bakıyordu yıldızlara çocuk yıldız hastasıydı falan sonra kızın omzunda uyuya kalıyordu ve format atılamdan önce pcmn ekranında mangadan o kısım vardı aaa bende istiyorum inş bende öle biryere böle özel biriyle giderim *.*
    ahahah müzikle yine dingin bir vücuda kavuştun dimi *.* ama sümeyyecim gezide babet mi giydin ahh ahh :D
    sümeyyeee kıyamam ben sana cidden düştünmü ah çok üzüldüm umarım çok sıyrık çizk yoktur :(
    şahane hatalar şiro istemem o kitabı sevmiyorum sevemedim psikolojimi bozdu o kitabın ilki benim demek geldi fooyu gördüğüm gibi :D
    shinee minnaklarım nasılda tatlılar dur bende bakayım o dergiye ah gene ergenler gibi gidip dergi karıştırasım geldi bide en güzel dergici heykelin göbeğinde arkadaş ya :D
    ne trendy de beast mi var ne sümeyye ciddimisin ben bulamassam seninkini isterim haberin olsun cidden ki bulamıycam bence inanamıyorum yıkıldım resmen yıkıldım şuan oooof ağlamak istiyorummm cidden :'( :'( geçen seferkini de kaçırmıştımm offf :'(
    sen sadece nallarımı diktin tatlım ah benim başıma neler geldi neler valla sevmiyorum ben o kitabı bak kütüphanemden kaldırasım geliyor bazen :D

    çok ama çok bilgilendirici tanıtıcı bir yazı olmuş bölümünün birincisi seçtim onu ben :) yorulmadan yazmışsın bizim için teşekkür ederim çok beğendim gerçekten amasyaya gitmek çok istedim gerçekten çok beğendim ellerine sağlık sümeyyecim ama beast olayında yıktın beni ben kesin bulamıycam onu oysaki arada etrafı takmayıp gider bakardım handi posterler var trendy de die :( neyse orjinel foto en iyisi inş görünce çekicem diyip avutuyorum kendimi :D

    tekrardan tekrardan ay lav it :D ellerine sağlık tekrardan tatlım *.* *.*

    !! böle uzun bir yazıya böle yorum olmalı ama dimi ( içimi rahatlatmam lazım bir yazılık yorum yaptım da :D )

    YanıtlaSil