Ah benim klavye başına oturamayışlarım, oturduğumda yazdıklarımı beğenmeyişlerim… Neredeyse bir ayıma mal oldu. Sümeyye’nin yazısının üzerinden neredeyse bir ay geçti ve ben henüz yazı yayınlayabiliyorum. Öncelikle bu ufacık(!) rötardan dolayı affınıza sığınıyorum. Sümeyye’nin de benim de istediğimiz daha çabuk olabilmekti ama maalesef hayatta her şey planlandığı gibi gitmiyor. Gönül bahar yaşarken aniden bir şey oluyor ve mevsim kışa dönüyor. Fakat inşallah bundan sonra daha düzenli olacağımıza inanıyorum.



                Esas meseleye gelecek olursak… Ben kimin nesi, neyin fesiyim? Nereden, neden geldim? Aslında çok anlatacak bir şeyim yok. Sümeyye’nin de söylediği gibi kuzeniz; hala-dayı çocuklarıyız. Aramızda iki ay var ve evet farklı ama bir o kadar aynı ve uyumluyuz. Birbirimize sahip olduğumuz için de şanslıyız… Allah’a şükürler olsun. (Maşallah demeyi unutmayın J) Şimdi burada aramızdaki bağdan bahsedecek olursam emin olun sayısız sayfa yazmak zorunda kalırım onun için kısa keseceğim. Biz küçükken her zaman kendi kendimize radyoculuk oynar, çeşitli ve bir o kadar da uçuk hayaller kurardık (bunu hala yaptığımızı itiraf etmeliyim). Birlikte blog yazmak da onlardan biriydi. Nihayet gerçekleşti. Sanırım biraz da kendimle ilgili birkaç şey söylemeliyim. İsmim Merve –bunu zaten biliyorsunuz.- Yaklaşık üç ay sonra yirmi yaşıma gireceğim inşallah ve hâlihazırda tarih bölümü birinci sınıf öğrencisiyim. Okul konusu benim için biraz sancılı olduğu için konuşmaktan pek hazzetmiyorum. Onun dışında kendimce yazar, çizer, çalar, söylerim. Altı sene taekwondo ile uğraştım. Daha sonra maalesef  Ygs-Lys’den dolayı ara vermek durumunda kaldım ve bir daha geri dönemedim. Ama spor yapmayı, özellikle de taekwondoyu hepinize tavsiye ederim. Neyse… Belki bunun üzerine daha sonra bir şeyler yazabilirim. J Üslubum bazılarınız için sıkıcı, bazılarınız için akıcı, bazılarınız için ise manasız olabilir. Ama benim tarzım bu. Umarım sizi sıkmıyorumdur ve umarım yazdıklarımı seversiniz. Allah izin verirse bundan sonra farklı yazılarla sizinle burada buluşacağım. O zamana dek hoşça kalın...
Herkese merhaba.

Son yüzyılın en üşengeç bloggerı yazı yazıyor ahaliii *kendisi bile şoklarda*

Normalde bu yazının aylar önce yazılmış olması gerekiyordu fakat bu üşengeç ve miskin şahsiyet *kendisini işaret eder* bir çok gerekli ve gereksiz sebepten ötürü bu yazıyı yazamadı.
Belki fark etmişsinizdir, son bir aydır -sanırım- sayfanın tasarımı, adı vs. değişik. Sebebi şu: YENİ BİR YAZARIMIZ VAR :D

Peki kimdir bu şahsiyet?

Sevgili kuzenim Merve.

Zaten uzun zamandır aklımda olan bu projeyi sonunda yürürlüğe koyduk efenim :D Farkındayım biraz zor oldu -.- Burayla ilgilenemedim adam akıllı yıllardır. Ben de düşündüm ki, eğer iki kişi olursak yükümüz hafifler. Bu yüzden de böyle bir şeye kalkıştım.

Peki neden sayfanın adı Baklava & Ayran?

Çünkü Merve ve ben aşırı zıt iki kişiliğiz ama tuhaf da bir uyumumuz var. Sayfanın ismi nasıl olsun diye konuşurken ben de bundan bahsettim ve benzetmemi yaptım. Öylesine ağzımdan çıkmıştı ama Merve'nin hoşuna gitti, böyle yaptık. Belki ileride daha güzel bir isim bulur onu yaparız belli mi olur :D

Merve de en kısa zamanda yazısını yayınlayacak efenim, kendini tanıtacak sizlere. Ama özetle tanıtacak olursam: Tuhaf tuhaf huyları olan -aynı ben :D- , çalgı çalabilen -bir değil bir kaç tane *.*-, edebik eserler verebilen, benden 2 aycık büyük olan multi yetenekli insan evladı :D

Ben de artık sayfaya gireceğim, yazılarımı yayınlayacağım tabi ki *inşallah*. O kadar çok yazı birikti ki inanın gözümde büyüyor -.-

Şimdilik benden bu kadar.

Esen kalın efenim :P

Merve ve ben *temsili*


Herkese merhabalar. Uzun zamandır ortalıklarda yokum, malum okullar açıldı, haliyle de benim üniversite serüvenim başladı :D Bilmeyenler için tekrardan söyleyeyim, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama öğrencisiyim artık -alkııış- :D Daha ilk haftadan yoğun bir okul dönemine ve ödevlere çivileme dalış yapan bendeniz ikinci ödev teslimini yapacak yarın :D
Şehir planlamacı okuyucular bilir belki, Araştırma Yöntemlerine Giriş dersi var birinci sınıfta. Bu derste bize nasıl araştırma yapılır, araştırma sırasında neler yapılır, nelere dikkat edilir, nasıl rapor yazılır gibi temel bilgiler verilir. Ödevlerimiz de hocaların ya da bizim belirlediğimiz bölgeleri yani "sahaları" içerir.
MSGSÜ Fındıklı kampüsüne en yakın yerlerden birisi Karaköy olduğu için -yürüyerek yaklaşık 10-15 dakika- hocalarımız saha olarak burayı belirlemişler. Bir hafta boyunca müsait olduğumuz günlerde buraya giderek bir gezi yazısı hazırladı herkes. Ben de benimkisini burada paylaşmaya karar verdim. Şehir dışında oturan arkadaşlarım, eğer bir gün İstanbul'a gelirseniz ufak bir fikriniz olur burası için :) 
Ödevimi olduğu gibi aktardım buraya arkadaşlar, keyifli okumalar :)

07.10.2015 tarihinden itibaren bu hafta tam üç kez Karaköy’e gittim (07.10.201 Çarşamba, 10.10.2015 Cumartesi, 12.10.2015 Pazartesi). Öncelikle Karaköy hakkındaki temel bilgilerden bahsedeyim. Karaköy, Beyoğlu’nun içinde yer alan bir bölgedir. Bankaları ve iş hanlarıyla meşhur olan bu bölge mekanik, elektrik, elektronik, su tesisatı gibi her türlü hırdavat eşyasını bulabileceğiniz yerdir. İstanbul’un en eski bankaları buradadır. Bir kısmı hala bankalara ev sahipliği yaparken bir kısmı ise müzeye çevrilmiştir.İlk gün saat 13.30 gibi okuldan çıkarak Karaköy’e yürüdük. Başta sınıfın neredeyse tamamıyla beraber yürüyorduk. Sokaklar geniş olduğu için pek fark edememiştik ne kadar kalabalık olduğumuzu ama ara sokaklara yönelince sığamaz olduk. Ben ve dört arkadaşım daha, Galata Kulesi’nin olduğu yöne doğru yürümeye başladık ve geniş grubumuzdan ayrıldık. İlk karşılaştığımız şey Galata’ya doğru çıkan dar ve dik yokuşlu sokaklar oldu. Biz hangisinden girelim diye karar verene kadar biraz daha ilerledik ve yol kenarında yıllardır önünden geçmeme rağmen hiç fark etmediğim kiliseyi keşfettik: Surp Pırgiç Kilisesi. Kiliseye girmek istedik ama ertesi sabah papaz geleceği için temizlik varmış, giremedik. Kilisenin girişi, bizi çeken en önemli etken oldu sanırım. Ahşap kapı, merdiven ve kısım kısım taşlardan oluşan, sol tarafında oturabileceğiniz yerler bulunduran bu hoş giriş, arkadaşlarımla bol bol fotoğraf çekmemize neden oldu. Giriş kısmında biraz oyalandıktan sonra ilerlemeye devam ettik, Karaköy durağının olduğu meydana çıktık. Buradaki yokuşlardan birine girerek Galata’ya çıkmaya başladık.


Şunu belirtmeliyim ki Karaköy’de aradığınızı bulamamak gibi bir sorununuz olamaz çünkü her çeşit eşya satılıyor burada. Her dükkanın önünden geçerken şaşkınlığıma engel olamadım. Bu eski ve dar sokaklardaki küçücük eski dükkanlara dünyaları sığdırmışlar resmen. Aralara sıkıştırılmış birkaç otel de cabası. Resmen sokaklara turist kusan bu lüks oteller, girişteki resepsiyon ve renkli lobileriyle sokağa daha da bir canlılık katıyor. Yolumuza devam ederken biraz da yukarılara bakma ihtiyacı hissettim. Yüksek yüksek iki binanın arasına asılmış, üzerinde “Orgeneral komutana selam” yazan bir Galatasaray bayrağı gördüm önce. Sonra başımı yere eğdim ve ayaklarımın dibinde “Çarşı” yazdığını fark ettim. Bu da bana bu bölgede ne çeşit çeşit insan olduğuna dair ipucu vermiş oldu.


Bu sokakta en çok dikkatimi çeken şeylerden biri ise her beş dükkandan iki-üç tanesinin telefon kabı satıyor olmasıydı. Hatta bazı dükkanlar karşılıklıydı. Ama esnaf sanki bunda hiçbir sıkıntı yokmuş gibi kapılarının önünde oturmuş, bir yandan gelen müşteriyle ilgilenip bir yandan da bir biriyle muhabbet ediyordu. Tabi arada tatsızlıklar da çıkmıyor değil. Mesela esnaflardan biri, bir başka esnafa çayı neden bu kadar pahalıya sattığını sorup ufak çaplı bir tartışmaya neden oldu biz oradayken.

Malum, Karaköy İstanbul’un en çok turist çeken mekanlarından birisi Galata yüzünden. Hal böyle olunca en çok karşımıza çıkan dükkan çeşitlerinden biri de hediyelik eşya dükkanı oluyor. Küçük Galata bibloları, İstanbul illüstrasyonları, yerel kıyafetler, üzerinde Türkiye ve Türkiye’ye dair şeyler yazan her türlü eşya… Tabi boya, ahşap, deri kokuları sokağı dolduruyor ama pek de aldırış etmiyor insan.


Karaköy’de en sevdiğim şeylerden biri de duvardaki o sanat eserleri. Her birinde ayrı bir güzellik var resmen. Bazılarında sadece sanatçının takma adı yazarken bazılarıysa sadece resimlerden oluşuyor ve sokağa ayrı bir hava katıyor.Bu sokakları güzel yapan şeylerden biri de eski merdivenler. Nereye ait olduklarının bir önemi yok; sokaktakiler, iş hanlarındakiler, dükkanlardakiler… Hepsinin üzerine anılar işlenmiş. Kullana kullana aşınan bu merdivenler bana oradan kimlerin gelip kimlerin geçtiğini düşündürdü yolculuğumuz boyunca.


Gelelim Galata’ya. İstanbul’un en uğrak mekanlarından biri olan Galata Kulesi, tartışmasız en sevdiğim yapılardan biridir. İlk olarak Bizans döneminde yapılan bu kule zaman içinde tahripler sonucu tekrar tekrar inşa edilip her dönemde farklı amaçlar için kullanılmış. Kule üzerinde tabelada şunlar yazıyor: “29 Mayıs 1453 Salı sabahı Cenevizlerin Galata kolonisi anahtarlarını Fatih Sultan Mehmed’e takdim etmiş ve Galata’nın teslimi 1 Haziran 1453 Cuma günü tamamlanmıştır.”


 En tepesine çıktığınız zaman Boğaz’ı ve Haliç’i rahatlıkla görebileceğiniz bu kule yılın her gününde, yaz kış fark etmeksizin, önünde upuzun bir kuyruk bulundurur. Ne hikmetse bizim gittiğimiz gün kuyruk kısaydı fakat biz yine de çıkmadık. Birinci sebep, vaktimiz yoktu. İkinci sebep ise, ki çok da ciddi bir sebep değil aslında, burasıyla alakalı bir şehir efsanesi. Söylenenlere göre buraya ilk kiminle çıkarsan onunla evlenirmişsin. Haliyle arkadaşlarım çıkmak istemedi, bende ısrar etmedim. 


Galata Kulesinin çevresinden bahsedecek olursak, burası belki de bu bölgenin en fazla kafe ve restoranını barındıran bölgedir. Yaz kış açık olan Ceneviz Cafe, yokuş çıkarak gelenlerin gördüğü ilk kafedir. Bu kafenin karşısında bulunan Galata Hediyelik Eşya ise turistlerin en çok uğradığı yerlerden birisi. Bu geniş dükkan girişindeki rengarenk oyuncak ve biblolarla görenleri hemen kendine çekiyor. Greatness Galata Güney Restaurant, Lavazza Coffee Shop, Galata Köftecisi ve daha nicesi kuleyi eski binalarla çevreleyerek küçük bir meydan oluşturuyor. Ayrıca kulenin tam önünde eski tramvaylardan biriyle yapılmış hoş bir büfe var. Gelen insanlar buradan aldıklarını kule önündeki masalarda yiyor ve keyifli dakikalar geçiriyorlar.


Şuan Galata tarafındaki sokaklar kazılmış durumda, tekrardan asfalt dökülecek. Gözüme çarpan en büyük sıkıntı sokakların dar oluşu oldu. Tarihi bir bölge burası, haliyle de yapanlar zamanında sokakları dar yapmışlar. Nereden bileceklerdi ki koca koca iş makinalarının oraya gireceğini. İş makinaları sokağı tamamen dolduruyor, haliyle de insanlar rahatça bu sokakları kullanamıyor. Bundan en çok etkilenen de esnaf oluyor. Bu tür çalışmalar ne kadar sürer bilmem ama bana göre en iyi ihtimal o sakaklar bir- bir buçuk  hafta boyunca kullanım dışı olacak ve bu süreç esnaf için aylık bazda büyük bir açık demek. Gelen turist orada ne olduğunu göremiyor, uğrarsa ancak düzenli müşteriler uğruyor, belki de tesadüfen yanlış sokağa giren birkaç turist. Haliyle esnafa da çalışmanın bitmesini beklemek düşüyor.


Ara sokaklardan birine dalıp iskele tarafına yöneldik. Dükkanının önünde oturmuş bir esnaf dikkatimizi çekti, sohbet etmek istedik. Kendisi neredeyse 40 yılı aşkın süredir bu bölgede oturuyor ve çalışıyormuş. Eskiden buraların nasıl olduğunu sorduk ve şöyle cevap verdi: “Ben buraları 12 yaşımdan beri bilirim. 1960-1965 arası çok güzel yerlermiş buralar, adeta Avrupa’dan bir parçaymış. Gayrimüslim sayısı ağırlıkta olduğu için kendi mimarilerini kullanmışlar haliyle böyle bir görüntü ortaya çıkmış. Ama 80’lerden sonra çok bozuldu buralar. Gelen geçen tahrip etti, bir de yetmezmiş gibi mafyalar dadandı bölgeye. Her gece bir kavga, her gece bir problem. İnsanlar hep bir endişe içerisinde olmaya başladı. Haliyle gayrimüslim kısmı da buraları terk etti; Nişantaşı, Bebek taraflarına yerleştiler. Ama şimdi her şey daha iyi. Sakin, işinde gücünde olan insanlar var. Mafyalar hala ortalıkta, ama eskisi gibi değiller. Allah’a şükür işlerimiz de iyi, daha ne isteyelim.”

Tekrar Karaköy tramvay durağının olduğu meydana çıktığımızda susadığımızı fark ettik ve meydanın ortasındaki büfeden gazozlarımızı alıp gölgeli bir alana kurulduk. Etrafı biraz daha incelediğim zaman ilerideki Osmanlı Bankası Müzesi tabelasını fark ettim. Ara sokaklardan birinde yer alan bu müze İstanbul’un en eski bankalarından biri ve benim de çocukken en çok uğradığım yerdir. Garanti Bankası’nın çocuklara yönelik etkinlikler yapan “Mini Bank”ın üyelerinden biriydim ve bu binanın 3. ya da 5. Katı bizim toplantı yerimizdi. Ben küçükken en alt katında arşiv ve müze kısmı, kafeteryası babamın beni beklediği ve ben çıktıktan sonra her seferinde eğlenerek dolaştığımız yerdi. O zamanlar 3. Kat ve 3. Kattan sonraki katlar etkinliklerin ve dizi- film çekimlerinin yapıldığı mekanlardı ama şuan için iç düzeni nasıl hiçbir fikrim yok. 

Çarşamba günü yaptığımız turumuzu Galata Köprüsü’nde fotoğraf çekerek tamamladık. O günden sonraki gezilerimde ek olarak yaptıklarım şunlardı:Cumartesi günü çocukluk arkadaşlarımla birlikte saat 10’da Karaköy’e gittim. Hafta içine göre biraz daha sakin gibiydi. Yine Galata Kulesi’ne aynı sokaklardan çıkıp indik fakat bu sefer gezerken dükkanlara girip çıktık ve alışveriş yaptık. Dükkanların bir çoğu ucuz olmakla birlikte pahalı dükkanlar da yok değil.  

Epeyce bir yorulduktan sonra iskele tarafında bulunan “Köşkeroğlu” na girdik acıkan karnımızı doyurmak için. Katlı otoparkın altında bulunan ve Antep mutfağını barındıran bu restaurant kalabalık olduğu kadar pahalı da bir yer, hatta bence gereksiz bir pahalılığı var. Bir lahmacunun 6 TL, bir bardak ayranın 3 TL olduğu bu yerde karnımızı doyurduk. Bol acılı lahmacun güzeldi fakat daha iyilerini yemişliğim var, o yüzden 6 TL’ye değdiğini düşünmüyorum. Ama bir ayran sever olarak ayrana bayıldım, yine olsa yine içerim hatta. Soğuk ve tuzluydu, kendime geldim sayesinde.

 Buradan çıktıktan sonra Karaköy Güllüoğlu’na geçtik. Karaköy’e her gelişimde uğramaya çalışırım buraya. Osmanlı şerbeti, el yapımı limonatası, kışa özel sahlepi, ekmek kadayıfı  ve çeşit çeşit baklavalarıyla benim gibi yemek yemeyi seven birisi için cennet niteliğindedir Karaköy Güllüoğlu. Tek şube olduğu için her daim ulaşamadığımız bu yer kaliteli baklavasıyla namını tüm dünyaya duyurmuştur ve gelen turistler gezilecek yerler listesine burayı da yazarlar hep. Siparişimiz alıp masalardan birine kurulduk. En çok dikkat çeken şeylerden birisi de duvardaki televizyonlar. Bu televizyonlar Güllüoğlu’nun hangi ülkelerde haberinin yapıldığını gösterir ve popüleritesini müşterilere kanıtlar. Ben her zamanki gibi cevizli burmadan, arkadaşlarım ise cevizli ve antep fıstıklı ev baklavasından sipariş etti. Her seferinde cevizli burma sipariş etmemin sebebi ise hafif bir tadının olması ve beni tıkamaması.

Pazartesi günü gittiğimizde ise yine saat 10 gibi oradaydık. İlk olarak Osmanlı Bankası Müzesi’ni (Salt Galata) ziyaret etmek istedik ama pazartesi günleri kapalı olduğu için mümkün olmadı. 


Biz de geri dönüp iskeleyi gezmeye karar verdik. Karşı tarafa geçmek için de alt geçidi kullandık. Alt geçit her türlü ucuz teknolojik eşyanın satıldığı, her türlü telefon ve tablet markasının kabını bulabileceğiniz dükkanlarla dolu. Buradan geçerek Karaköy İskelesine çıktık. İskele boyunca yürüdük. Balık restaurantlarının, büfelerin, Starbucks’ın önünden geçtik. Kadıköy- Haydarpaşa İskelesi’nin az ilerisinde bulunan bir büfeden taze sıkma portakal suyu aldık ve ilerideki açıklıkta bulunan banklardan birine oturup denizi izleyerek içeceklerimizi yudumladık.


 Nerelere gidebileceğimiz konusunda konuşurken arkamızda kalan Yer Altı Camii’ni fark ettik ve oraya girmeye karar verdik. Miladi 1753-1756 yıllarında yapılan bu caminin en önemli özelliklerinden biri içinde sahabelerden Sûfyan Bin Uyeyne’nin kabristanının bulunması. Hazır girmişken bu kabristanı da ziyaret ettik. Sade bir mimariye sahip olan bu camii bünyesinde yer yer çiniler de barındırıyor, özellikle de kabristanın içinde. Kabristanın bulunduğu kısım dikkat çekmesi açısından yeşil ışıklarla aydınlatılmış. 

Bu camiyi ziyaret ettikten sonra bölgenin en ünlü camilerinden olan Arap Camii’yi de ziyaret etmek istedik.  İskeleye ters istikamette bulunan bu camiye gitmek için Tershane Caddesini kullandık. Bu cadde tamamıyla iskele tarafından ayrı bir yapıya ve insan kesimine sahip. Her dükkan hırdavatçı dükkanı, kafeden ziyade esnaf dükkanı veya çaycı var. Ara sokaklardan biri de Hırdavatçılar Çarşısı’na açılıyor. Bu cadde boyunca ilerledikten sonra ara sokaklardan birinde Arap Camii’yi bulduk. Kapının girişinde bulunan tabelada yazanlara göre camii İstanbul’un fethi için gelen bir Arap ordusunun kumandanları ve sahabe evlatları tarafından yapılmış. Ordu İstanbul’u fethedemese bile Galata bölgesini ele geçirmiş ve dönemin Bizans imparatoruyla anlaşarak bu mescidi inşa ettirmiş. Daha sonra Şam’da çıkan bir isyan üzerine ordu Şam’a dönmüş, Dominiken papaz ve rahipleri bu gün minare olarak kullanılan çan kulesini inşa ederek mescidi kiliseye çevirmiş. Latinlerin ve Cenevizlerin San Paola olarak adlandırdığı bu kilise Batı Roma’ya ait bir Katolik kilisesidir. 1453 İstanbul fethinden sonra kilise tekrar camiye çevrilmiş ve zaman içinde gerekli değişiklikler yapılarak bugünkü halini almış. Şansız bir günümüze denk gelmiş olacak ki o gün kapalı olan bir diğer yer Arap Camii’ydi. İçine giremedik, biz de dışını inceledik. Taş ve tahtanın bir arada kullanıldığı bu mescid, değişik mimarileri bünyesinde barındırarak kendini diğer camilerden ayırıyor ve bölgeye renk katıyor. 


Burayı da ziyaret ettikten sonra gezimize son noktayı Galata Köprüsü’ndeki “Ab-ı Hayat” balıkçısında Haliç manzarası eşliğinde balık ekmek yiyerek koyduk.




Her zamanki gibi internette dolanırken canım yazı yazmak istedi. Öyle aklıma ne gelirse yazıcam yani :D
Az önce Infinite'nin Weekly Idol'deki en don bölümünü izledim. Sanırım ne kadar musmutlu ve gülmekten ağzına kramplar girmiş halde olduğumdan bahsetmeme gerek yok :D


Ondan öce de Chaby'nin videolarına falan bakıyodum. NASIL'ın 7. bölümündeydi sanırım, How-Old.net ten kaç yaşında gözüktüğüne falan bakıyodu. Ben de kendimin ve kardeşimin olduğu bir resmi yükledim. O 22 ben 20 çıktım :D Ben yaşımı gösteriyorum onda problem yok ama o en az 5 yaş büyük gösteriyo. Eh tabi bu program öyle çok sağlıklı bir program değil, maksat eğlenmek. Bu sebepten ötürü ben de Infinite'nin Bad tanıtım fotosunu koydum :D Sonuç:


>.<
Bi tanesinin bile yaşını göstermediğine mi yanayım yoksa Sungjong, Sunggyu, Hoya ve Dongwoo'ya kız dediğine mi?
Bu arada Myungsoo'yla aynı yaşta gösterdiğim gözümden de kaçmadı :D

Dün gece Şeker Portakalı'nı bitirdim. Tabiki hüngür hüngür ağlayarak. Paylaşmak istediğim kısımları var. Hem de bayağı bi. Çünkü ilk defa bir kitapta kendimi bu kadar net gördüm. Küçükken çocuk aklımdan neler geçtiyse aynısını düşünmüş yazar. O yüzden sevdim, tavsiye ederim. İnsanı çocukluğuna götürüyor ve istisnasız herkes kendinden bir şeyler buluyor.

Bu da böyle saçma ve amaçsız bir yazı oldu. Şuan bir kaç proje var kafamda, eğer onları iyice bir toparlayabilirsem yazmaya devam edicem uzun uzun. Görüşürüüük :D



Selamlar, selamlar...
Ne kadar olduğundan bile emin olamadığım bir süreç sonucunda tekrardan kendime gelmiş bulunmaktayım. Kulağım Hyunseung'in büyüleyici sesinde, ağzımda narlı soda tadı ve kafamda bir sürü düşünce... Bazen kafamı arkaya yatırıyorum sandalyemde ve çalışma masamın üstünden bana destek veren biblolarımla göz göze geliyorum. Ne diyecektim ben? Heh, süreç...
Aylardır yokum. Bilen bilir, bu sene lanet lisemdeki son senemdi. Ve tahmin edin sene boyunca ne yaptım? Tabi ki inekledim. Karşılığını alabildim mi? Koca bir hayır.
Nankörlük etmek istemem, ya da ÖSYM'den sillesini yemişlere kabalık etmek istemem. İyi bir üniversitede güzel bir bölüm kazandım. Ama sorun hayalim orası mıydı... Belli bir yere kadar öyle.
Üniversitem çocukken hayallerimi süsleyen bir yer. Yatar kalkar oraya gidicem derdim bir ara. Çocukken nasıl bir saflıkla nasıl bir inançla dua ettim orası Allah-ul Alem. Fakat Çocukluk Hayallerim listesine bir tik daha atmış bulunmaktayım...
Sorun bölümümde. Sevecek miyim nefret mi edeceğim hiç bilmiyorum. Endüstri Mühendisi olmak istiyordum ama İstanbul'daki devlet üniversiteleri tutmadı. İTÜ ilk 3000 küsürü alıyor, Boğaziçi'nden bahsetmiyorum bile. Özele desen... Gitmek istemedim. Tercih listemde ne şehir dışı vardı, ne özel üniversite... Hatta öyle ki İstanbul Anadolu yakası bile yoktu.
Geçen haftalarda kayıt dönemi de bitti ve bir maratonun nihai sonuna geldim.Üniversitenin kapısından geçerken senelerdir çektiğim acılar gözlerimin önünden geçti. Dostluklar, gerçeklikler, ihanetler, yalanlar, ilk gerçek aşk... Hepsini kapı eşiğinde bırakmaya çalışarak girdim içeriye. Bırakmaya çalışarak, çünkü pişmanlıklarım arkamdan usulca ve sinir bozucu bir sessizlikle yürümeye devam etti. Ama "Keşke yapsaydın..." demeyi kısa bir süreliğine kesti.

Peki ben niye kısa denilemeyecek kadar uzun, uzun denilemeyecek kadar kısa süredir ortalıkta yokum, niye buralara dönmedim?

Sanırım zamana ihtiyacım vardı. Kafamın içi biraz daha berraklaşmalıydı. Aslına bakarsanız şu sıralar bir çok duyguyu bir arada yaşıyorum. Ama ağırlıklı olarak depresyonik bir hal. Dışarı yansıtmıyorum, kesinlikle kendi küçük dünyamda bunlar. Her şey tek renge inmiş... Öyle bir his işte. Hep özlem hep pişmanlık... Gerçekleri söyleyememenin verdiği kalp sıkışıklığı... Hem hayat dolu olup hem de hayattan soğumak, işte tam olarak bu iki his şu sıralar bir birine geçmiş ironik bir şekilde. Herkes ayrı ayrı olduğunu düşünürken ben bu ikisinin bir arada olmasını doğru karşılıyorum işte. Tuhaf.

Kitaplara verdim biraz kendimi. Eskilere dönüyorum, hayatımı gözden geçiriyorum, kitapta kendimi buluyorum, karakterle bir bütün oluyorum. İlk defa ne kadar olgunlaştığımı, büyüdüğümü hissediyorum. Üzüyor, çünkü ben hep annem ve babamın küçük kızı olarak kalmak istiyorum. Büyümek bana göre değil, ama zaten sana her zaman elma vermiyor. Biraz da limonata iç diyor adeta.

Neyse, şimdilik bu kadar. Biraz rahatlamış hissediyorum. Bir daha ne zaman gelirim hiç fikrim yok. Ama uğrayacağım kesin. Ne de olsa beni sakince dinleyen tek yer burası.


Yine bir mime başladığıma göre kimin tarafından mimlendiğimi söylemem gerek yok sanırım :D. Buradan Duygu'ya kucak dolusu selamlar :D

Aslına bakarsanız şuan keyfim pek yerinde değil o yüzden lafı uzatmadan sorulara geçiyorum.

1. Ne sıklıkla kitap okursun?

Malesef son bir senedir ayda bir-iki kitap okur oldum dersler sebebiyle. Ama normalde haftada bir kitabı garanti bitiren tiplerdenim. Normal kitap okumanın dışında Wattpad'ten takip ettiğim internet romanları var -ön yargılı yaklaşmayın, bazıları cidden güzel :)-

2. En sevdiğiniz yazarlar?

Ondan bol ne var :D John Green, J.K Rowling -divam <3- Suzanne Colins, Rick Riordan -bu adamın kafasını verin bana *.*-  favorilerimdendir. Felsefi yanım ayaklandığında ise tartışmasız bir numara George Orwell. Adamın iki tane kitabı var ama ikisi de benim bebişim *.* Kafa dağıtmak istediğimde en çok okuduğum yazar ise Mine Sota. Dünya klasikleri yazarlarından ise Victor Hugo vazgeçilmezim. Tarihi roman seçimimde ise İlber Ortaylı, Halil İnalcık ve Prof. Dr. Ahmet Şimirgil'den yana oluyor seçimlerim. Kişisel gelişim kitaplarında ise bir numaram Nick Vujicic, iki numaram Sang H. Kim :D

3. En beğendiğin kitaplar?
Beğeni sırasına göre değil aklıma geliş sırasına göre yazıyorum

Harry Potter Serisi- JK Rowling
Percy Jackson ve Olimposlular Serisi- Rick Riordan
Açlık Oyunları Serisi- Suzanne Colins
Aynı Yıldızın Altında- John Green
Ozan Beedle'nin Hikayeleri- JK Rowling
Ne Haliniz Varsa Gülün- Mine Sota
Kuru Gürültü- Shakespeare
 Limitsiz Yaşam (Şiddetle tavsiye edilir)- Nick Vujicic
Gülün Gülleri- Adem Saraç (Hz Muhammed'in kızlarının hayatını anlatıyor)
Sefiller- Victor Hugo
Hayvanlar Çiftliği- George Orwell
Kendinizi Ve Başkalarını Motive Etmenin 1001 Yolu- Sang H. Kim
İsimler Kitabı- Jill Gregory & Karen Tintori
Kayı Serisi- Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil.
Kan Uykusu- Serdar Akinan
Oryantalizmin Kısa Tarihi- Yücel Bulut
Madame Bovary- G. Flaubert

4. Yerli- Yabancı hangi yazarların kitaplarını tercih edersin?

Aslına bakarsanız önüme ne gelse okurum. Ama dini ve tarihi kitaplarda seçiciyimdir, yazarı araştırmadan kitabını okumam. Çünkü bu tür kitaplarda insanların beynin yıkayıp farklı şeyler empoze etmek isteyen fazlaca yazar var. Tarih kitaplarında şaşmayacağım isimlerden biri ise tartışmasız İlber Ortaylı'dır.

5. Bugüne kadar en beğendiğin kitap serisi?

Aslına bakarsanız okuduğum tüm serilere aşığım ama Harry Potter ve Percy Jackson'ın bende ayrı bir yeri var.
Sebep 1: Baş roller :D
Sebep 2: Kurgu müthiş ötesi.

6. Daha çok hangi tarzı okumaktan hoşlanırsın?

Kitap seçen bir insan değilim ama fantastik olanlar her zaman için dikkatimi çekmiştir çünkü fazla hayalperest bir insanım ve fantastik olanlar beni eğlendirmesini biliyor :D

7. En son hangi kitabı okudun?

Gülün Gülleri. Kapak inanın ilgi çekici değil -hatta çok çok ok amatörce- ama içerik beni fazlasıyla tatmin etti.

8. Şuan hangi kitabı okuyorsun?

İstanbul'un 100 Efsanesi -Büyükşehir Belediyesi'nin kültür kitaplarından-

9. Kitap blogları hakkında ne düşünüyorsun? Yeterli mi?

Takip etmiyorum ki '-'

10. Kitap okumak sizin için ne ifade ediyor?

Çok şey ifade ediyor ama en basitinden gerçeklerden kaçış yolum diyebilirim.
Efeeeettt, yine ben, yine mim, yine Uçay :D Bence biz böyle üçümüz süper üçlü olduk :D Fakat bu sefer diğer mimlerden faklı olarak Uçay beni mimlememiş, ben Allah'ın emri peygamberin kavliyle Mimi Uçay'dan istedim :D
Mimimiz şu şekilde: Telefonunuzdan ya da bilgisayarınızdan, farketmez, müziklerinizi açıyorsunuz. Karışık çala basıyorsunuz. Siz soruyu yazarken hangi şarkı çalıyorsa sorunuz cevaplamadan önce şarkıyı yazıyorsunuz :D
Ben bilgisayarımdan açtım çünkü telefonumda şarkılarımın küçük bir kısmı var. Yaklaşık olarak 800 tanesi. Ama inanın bilgisayarda liste oluşturana kadar canım çıktı çünkü iki defa liste silindi -.- Sonuç olarak:


2384 şarkı :D -Arka planım çok ciks, biliyorum :D -

Şarkılar da hazır olduğuna göre başlayabiliriz :D


1. Biri iyi misin diye sorarsa cevabın?

( EXO-K - MAMA )
Eğer şuan içinse iyiyim, ama genel anlamda... Hayırlısı be gülüm :D


2. Kendini nasıl tanımlarsın?

(Lena Del Rey- Born To Die)
Lena'nın da dediği gibi "Ölmek için doğmuş..." Şaka şaka :D Ama şarkı da tam yerine geldi :D Kendimi tanımlarsam gereksiz şeylerden zevk alan, her daim mutlu gibi davranan ama aslında çoğu zaman gerçek anlamda mutlu olmayan, müzikle yaşayan, yetenekleriyle güç bulan, elinden geldiğince çalışan, ailesinden ve İrem'inden başka kimseye ihtiyaç duymayan bir insanım :D

3. Bir erkekte hoşlandığın şeyler ne?

(Pink- F**kin Perfect)
Çok şey var hangisin saysam ki :D
Bir kere giyinmesini bilecek. Sade ve şık olacak. Vücuduna yakışmayan şeylerden uzak duracak.
İkinci olarak kendine bakmasını bilecek. Eller benim için önemlidir mesela. Gerekliyse eğer maskesini yapacak, losyonunu sürecek arkadaş. Eli yüzü temiz gözükmeli ve parıl parıl parıldamalı.
Üçüncü olarak saçları güzel olmalı. Yüzüne uygun kesilmiş olmalı ve uygun bir model verilmiş olmalı.
Özetle yakışıklı olmasına gerek yok. Kendisine baksın kafi.

4. Bugün nasıl hissediyorsun?

(Beyonce- Naughty Girl)
Kıpır kıpır değilim, aksine bir tarafımı devirmiş yatıyorum ama yine de iyiyim :D

5. Yaşam amacın ne?

(SHINee- Spoiler)
Mutlu olmak ve mutlu olurken başkalarını da memnun etmek.

6. Yaşam motton ne?

(MBLAQ- I Don't Know)
Ne olursa olsun ciddiye alma. Hayat ciddi yaşayıp kendini yıpratarak ölmek için çok kısa. Elinden geldiğince her şeyden zevk al. Ne kadar pozitif olursan ve güzel şeyler olacağına inanıp dua edersen o kadar da meyvelerini toplarsın :)

7. Arkadaşların senin hakkında ne düşünür?

(Loreen- Euphoria)
Ruh hastası olduğumu :D Çünkü genelde onların yapmadığı şeyleri yaparım ve çoğu onlara değişik gelir.
Fazla kültürlü olduğumu düşünüyor bir kısmı sanırım. Çünkü sürekli araştırma yapıp bir şeyler öğreniyorum ve derste her konuşulan hakkında bir yorumum var. Artık millet isyan etmeye başladı :D
Ama en çok da ciddi anlamda yetenekli olduğumu düşünüyorlar. Bu sebeple olacak ki nerede sosyal aktiviteler var oraya ben yollanıyorum -,- Ayrıca sınıfta ne kadar el işi tarzı uğraştırıcı ödev varsa benden sorulur. Hepsini yapmasam bile en azında ödevlerin başlıklarını yazarım. Ortaokuldan beri bir arkadaşım var mesela, aksilik gibi lisede de aynı sınıfa düştük. Kızın ne kadar performans proje ödevi varsa yaptım. Ortaokuldan mezun ettim, liseden de edicem bu gidişle. Bi de bu arkadaş mimar olmak istiyor. Diyor ki "Ne kadar maket ödevi varsa sana getiricem." Anlayacağınız, üniversite diplomasını da ben aldırtıcam ona. Sakın öyle sevmediğim birisi falan sanmayın. En yakınlarımdandır. Zaten öyle olmasa kılımı bile kıpırdatmam :D

8. Ailen senin hakkında ne düşünür?

(Bangtan Boys- Boy In Love)
Umursamaz ve tembel biri olduğumu :D Haklılar -Kısmen- :D Ama aynı zamanda büyüklerine karşı saygılı, fikirlerinden taviz vermeyen ve yeterli derecede de hayırlı bir evlat olduğumu :D

9. En çok düşündüğün şey nedir?

(Sunggyu (INFINITE)- Light)
Şey değil, şeyler :D
1. Gelecekteki kocam şuan ne halt yiyor? -Biliyorum, malım >.<-
2. Şu pislik napıyor?
3. Gelecekte ne kadar başarılı olucam?
4. Myungsoo şuan napıyor? -Fangörling mod: on-
5. Acaba şu tipimle benden hoşlanan var mıdır lan?
6. Wattpad'te hangi hikayelere yeni bölüm geldi?
7. Ölüm nasıl bir şey?
8. Şuan kaç kişi öldü?
9. Suriye'de, Filistin'de, Mısır'da, Arakan'da ve daha nice zulme uğrayan insanların olduğu yerlerde neler oluyor? -Şu sıralar aslında birinci sırada olan sorum...-
10. Yardıma muhtaç olanlara nasıl yardım edebilirim?

10. 2+2=?

(FT Island- Beat It)
Bilemedim ki şimdi, 5 mi? -,-

11. En iyi arkadaşın hakkında ne düşünüyorsun?

(Lunafly- 보고 있거나 보고 싶거나/ You Got That Something I Need)
Tam şarkısına denk geldi :D Benim İrem'im ihtiyacım olan şeylere sahip gençler. Maşallah deyin lütfen. Gerçekten kardeş gibiyiz. Hatta telepatik ikiziz. Aynı anda tuvalete gidesimiz gelir falan. Cidden çok seviyorum bu kızı ya :3 Aile üyelerimden biri gibi. Çok tatlı çok sevimli ve içten birisi. Ne olursa olsun yanımda her zaman. En önemlisi bana katlanıyor :D Allah bozmasın saadetimizi, ne diyim :D

12. Hayat hikayen nedir?

(VIXX-대답은 너니까)
Ohoooo, yazıyı daha fazla uzatmaya gerek yok bence. Beni hayatımdan kaç roman çıkar haberiniz var mı? Hele de bende bu çene varken :D 18 yıldır yaşadığımı bilin yeter :D Eğer öğrenmeyi isteyen varsa gelsin arkadaşım olsun çok istiyorsa :D

13. Büyüyünce ne olmak istiyorsun?

( EXO- Overdose)
Valla çok şey olmak istiyorum:
1. Tabi ki anne olmak istiyorum :3
2. Hayırsever olmak istiyorum
3. Adını tüm dünyaya duyuracak kadar başarılı bir meslek sahibi olmak istiyorum
4. Gezgin olmak istiyorum
5. Hacı olmak istiyorum :D

14. Hoşlandığın insanı görünce ne düşünürdün?

(Carley Rae Jepsen- Call Me Maybe)
Şuana kadar onun en harika insan olduğunu, takıldığım çevrede daha düzgününü bulamayacağımı ve müthiş gözüktüğünü düşünüyordum. Ama dediğim gibi: ŞUANA KADAR. Şuan görsem ne düşünürüm en ufak bir fikrim yok.

15. Düğününde hangi şarkıyla dans edeceksin?

(FT Island- Black Chocolate)
Hiç biriyle çünkü dans etmiycem. Dans edip de düğünümde rezil olmaya niyetim yok çünkü :D Dans etmeye başladığım anda her hangi bir sakarlık yapıp etrafıma ve kendime zarar vereceğim gerçeği var ortada çünkü :D

16. Cenazende ne çalacak?

(EXO-K - Black Pearl) -Bugünkü üçüncü EXO şarkısı :D-
Olum, Türkiye'de yaşıyoz la, cenazede müziğin ne işi var! -,-  Çarpılırız ailecek. Hem kolu komşu ne der afsftsafdf  >.< Bu mimi yazan arkadaşa sesleniyorum, cenazelerde Kur'an okunur, tabi eğer Müslümansan...

17. Hobin, ilgi alanın nedir?

(Taylor Swift- Mine)
Nedir değil, nelerdir :D
1. Şarkı söylemek
2. Resim çizmek
3. Hikaye yazmak
4. Dil öğrenmek
5. Şarkı dinlemek ve koleksiyonunu yapmak
6. Defter koleksiyonu yapmak
7. Spordan uzak durmak :D
8. Ders çalışmak
9. Her konuda araştırma yapmak
10. El işine dair ne varsa yapmak
11. Fotoğraf çekmek
12. Hoşuma giden her şeyi yapmak :D
13. INFINITE fotoğraflarına bakıp iç geçirmek :D

18. En büyük korkun nedir?

(Park Jung Min- Only Me)
Tekrarlıyorum: Nedir değil nelerdir :D
1. Evde kalmak >.< Buradan anneme selamlar yolluyorum :D
2. INFINITE'nin dağılması
3. Ailemden birinin benden önce ölmesi.
4. Savaşların ve zulümlerin giderek artması
5. Bir gün gerçekten delirmek.
6. Spor yapmak :D -Spordan kastım basketbol, voleybol, futbol falan-
7. Ses tellerimin zarar görmesi
8. Boya kalemlerimin kaybolması
9. Birileri tarafından kısıtlanmak
10. Yanlış anlaşılmak.
11. Benden daha ahmak insanlardan daha aşağıda kalmak.
12. İstediğim üniversitede istediğim bölüme girememek
(Sıralamayı kafama göre yaptım. Yani 2. seçeneğin 3.'den önce gelmesi mantıklı mı sizce?)

19. En büyük sırrın nedir?

(IU- My Old Story) - En sevdiğim şarkılardan biri :3-
İki kişinin bildiği sır değildir qülüm :D Siz sadece olduğunu bilin yeter :D

20. Şuan ne istiyorsun?

(Beast- It's Not Me)
Ne değil... Neyse anladınız siz :D
1. Savaşlar dursun
2. O buraya gelsin
3. INFINITE konsere gelsin :D 
4. Sabahlar olmasın adasha >.<
5. Tatil bitmesin
6. Biri bana su versin :D
7. Akşam ezanı okunsun -Oruçluyum yhani :D-
8. Her rapçinin rapi Junhyung'unki gibi kaliteli olsun
9. Bu mimi gören herkes okusun. Okuduktan sonra 9 kişiye yollasın. 10 dakka içinde güzel haber alsın. Ben denedim, oldu adgsfafdga >.<
10. Daha az saçmalıyayım.
11. Kalbimden geçen en hayırlı şeyler gerçek olsun :D

21. Arkadaşların hakkında ne düşünüyorsun?

(Ailee (feat. Swings)- My Love)
Sanırım şöyle süşünüyorum:


Asdghasfdhaf >.< Şaka şaka :D Ne diyim, seviyom onları be :D En güzeli de ne biliyor musunuz? Hepsi kafadan kontak. Ciddi anlamda. Zannedersiniz ki okulda değil deliler hastanesinde eğitim görüyorum :D Neyse, hepsine buradan kokulu mu kokulu öpücükler :D

Bir mimin sonuna daha geldik. Umarım okumuşsunuzdur ve yine umarım beğenmişsinizdir :D Eğer mimlenmek isteyen varsa alta yorum bıraksın. Hadi ben kaçtım :))
Eveeeet, yine mim :D Ve yine Uçay mimledi :D Zaten beni ondan başka mimleyen -hatta tınlayan- yok -,- Her neyse acımı sineye çeker, mimime başlarım :/
Anlayacağınız üzre mim k-pop ve neden dilediğimiz üzerine -ben demeseydim hiç biriniz anlayamayacaktınız cahiller :D-  O zaman başlıyorum :P

1. En beğendiğiniz kız/ erkek grupları?

Ladies first :D 

1. 2NE1 :3 Please guys, onlar benim divalarım. Gerçi son zamanlarda Bom olayları sebebiyle ortalık baya bir karıştı ama onlarında dediği gibi: I DON'T CARE!

2. Ailee :3 Bu bacımız candır can :3 Sesine ölünür yani. Onun şarkılarını dinlemek, söylemek gerçekten benim için büyük bir zevk. Dinlerken tüylerim diken diken oluyor yahu :D Söylerken, onun çıktığı notalara çıkmanın, onun gibi uzun uzun bağırmanın verdiği neşe yok mu hele... Vuhuuu :D


3. Miss A :3 Bu grubu bir bütün olarak seviyorum yani öyle benim için öne çıkan biri yok. Ve kesinlikle şarkılarıyla ve tarzlarıyla beni etkileyen harika gruplardan biri :3


4. 15& :3 Unniesi olduğum gızlar :D Seslerine bayıldığım minnaklar :D Park Jimin'e fangörling yaptığımı biliyor musunuz? :D Bilmiyorsanız da öğrendiniz artık :D Ayrıca şuana kadar çıkan tüm klipleri çok eğlenceli. Somebdy'nin klibi benim favorim mesela :3



Sırda erkekler var :D

1. INFINITE :3 <3 Onlar hakkında söyleyecek hiç bir sözüm yok desem? Çalışkanlıkları mı dersin, içtenlikleri mi dersin, oldukları gibi davranmaları mı dersin... İnternette bir gezinin, hiç bir hakkında "Aslında çok soğuk duruyor... Fanlara karşı kamera arkasında şöyle..." laflarını bulamazsınız. En hödükleri my favorite L ama onu da öyle benimsiyoruz işte :D O bile sıcak kanlı şebek kalıyor çoğu kişinin yanında. Karakter meselesini geçecek olursak sıra çalışkan ve uyumlu bir grup olmalarına gelir. Gerçekten yaptıkları işi severek yapıyorlar ve çok uğraşıyorlar. Şunu bir fan olarak kabul ediyorum: Hala çok çok iyi değiller. En tutulan şarkıları Be Mine mesela ve o şarkıdan sonra müzik tarzlarını neredeyse hiç değiştirmediler. Ama son albümü dinlerseniz vokallerinin ne kadar ilerlediğini anlarsınız. Biasım L olmasına rağmen hiç bir zaman mükemmel bir sesi olduğunu savunmadım. Ama işler değişti gençler :D Son albümde bir tane bile kötü vokal bulamıyacağınızı temin ederim -eskiye nazaran-. Çoğu şarkıda Sungyeol ve Sungjong'un ne kadar az partının olduğu malum. Ama şimdi Vokal açısından üç yetersiz kişinin şarkısı var albümde. Onu geçtim, görevi sadece rap yapmak olan Hoya ve Dongwoo'nun vokali bile fevkalade. Ayrıca INFINITE çokça sevmemin bir başka nedeni de Woollim. Eğer Kore'de ünlü olamaya kalkışsaydım gideceğim şirket Woollim olurdu. Elbette YG jang ama ben sıkıntıya gelen biri değilim arkadaş. Woollim'de dilediğinizce özgürsünüz. İstediğiniz müziği yapabiliyorsunuz. Sunggyu'nun sola rock albümü nasıl tepki alır bilinmiyordu ama denediler. Hele ki INFINITE'nin çıkış hikayesi... Başkan onların çıkışı için gerekli parayı evini satarak sağladı. Yirim ya :')



2. Bangtan Boys :3 Yavrucuklarımın o kısacıcık eğlenceli videoları beni öldürüyor *.* Her seferinde ayrı bir şapşiklik her seferinde ayrı bir mallık... Yani... Tatlı, yetenekli ve yakışıklılar, daha ne diyim :D



3. Royal Pirates :3 Daha çaylak bir grup olmalarına rağmen kalbimi fetheden pıtırcıklarım onlar benim :3 Gerçekten harikalar ve ben diyecek söz bulamıyorum. Kore'yle alakasız arkadaşlarım bile benimle beraber onların şarkılarını dinliyor. Umarım ileride ciddi anamda yükselişe geçebilirler. Çünkü bir rockçı olarak sahip olmaları gereken tüm o saf yeteneği bünyelerinde barındırıyorlar :3



4. BIGBANG :3 Sanırım herkes bu kadar arkada olmalarına şaşırıyor. Zevkler ve renkler tartışılmaz deyip konuyu kapatalım bence :D Sanırım onları övmeme de gerek yok, zaten adları onları yeterince açıklıyor :D



5. CNBLUE :3 Onların şarkılarına aşığım, promosyon olarak da Junghyun'a :D Yonghwa eniştemdir, abimdir, her türlü kankemdir o yüzden benim Yonghwa'yı düşününce DON'T TOUCH THIS tabelaları yanıp sönüyor :D Onu bunu geçtim de şarkıları ölünesi değil mi ya :/ Her biri ayrı ayrı mükemmel *.*




2. Beğendiğiniz K-Pop grup üyelerinden en çok kimi seviyorsunuz? Neden?

2NE1'dan Park kardeşler :D




Miss A'den Suzy ve Min




15&'den Park Jimin



INFINITE'den L *.*



BTS'den Jimin -ama şu sıralar Junggook da noonasının gülü :D-



Royal Pirates'tan Moonchul



BIGBANG'ten G Dragon



CNBLUE'dan Junghyun



Sevme nedenim: Yok. Onları "onlar" oldukları için seviyorum :D

3. Tanıdığınız kadarıyla en iyi baba adayı olarak gösterebileceğiniz üç erkek?
Tabi ki ben bu cevabı üç kişiyle sınırlandırmayacağım. Her mimde yaptığım gibi yine ve yine sınırlandırmaları es geçiyorum çünkü Sümeyye olmak bunu gerektirir :D
INFINITE üyelerinde bu kapasite bolca mevcut ama oradan en çok L ve Dongwoo'ya yakışır gibime geliyor. Dongwoo'yu seçtim çünkü gerçekten çok şefkatli ve ilgili bir erkek. L'i seçtim çünkü... Kucağına çocuk çok yakışıyor sıpanın :D




Bir başka seçenek de Siwon. Oh My Lady'yi izleyenler bilir ona çocuğun ne kadar yakıştığını *.*


Bence Doojoon'dan da süper baba olur. Bi kere Beast'e liderlik ediyor, yani bu konuda deneyimli :D Şaka bir yana Doojoon'da cidden evinin reisi, çocuklarının babası tipi var *.*



Bir başka şahsiyet de Jaejoong. Twitter'da yeğeniyle olan fotoları beni benden alıyor mesela *.* Ayrıca baba ollmayı da istiyor. Hale nede duruyor anlamış değilim. Annesinin de dediği gibi "Bana torun getir, illa gelin getirmek zorunda değilsin." >.<
Genç kızlara "Senden çocuğum olsun istiyorum, gözleri senin gibi baksın..." dedirten ve içindeki arabeskçiyi uyandıran bir başka isimse Yoochun :D Bu veledin yanında ne zaman bir bebe görsem "Ya ama çok tatlıııııııııığğğğ" moduna giriyorum :D
Junsu'yu da unutmamak gerek. Şebek herif çocuklarla beraber şebekliğini ayrı bir düzeye çıkarıyor :D Yani özetle JYJ'den iyi baba olur :D



Ama benim favorim Nickhun *.* Bir insan evladı gerçekten bu kadar mı evlenilesi erkek modunda olur yahu *.* We  Got Married'ta zaten ne kadar tatlı bir koca olabileceğini gördük -tamam her şey senaristlerin işi ama ben onların gerçek olduğuna inanmak istiyorum, ne var yani -,- - Ama çocukların yanında da ne kadar tatlı bir baba olabileceğini de kanıtlıyor. Tiffany, seni şanslı kız... :3


Tüm Kore severlerin Peter Pan olduğuna inandığı bir isim varsa o da Yoon Shi Yoon'dur. Hangi dizide oynasa bira çocuk ruhlu olan karakterleri canlandıran bu velet gerçek hayatta da böyle imiş :3 Ne zaman çocuklarla bir araya gelse onlarla yaşıt gibi oluyor :3




4. Tanıdığınız kadarıyla en iyi anne adayı olarak gösterebileceğiniz 3 kız?

Heechul. Neee?! Anaç duruyor, ben napayım :D


Şaka şaka :D

Bence Dara'dan şeker mi şeker bir anne olur. Zaten geldi 30'una, artık olsun bi zahmet. YG Papa ve Thunder, lütfen Dara'mızın istikbaliyle oynamayı kesin >.<



f(x)'ten Victoria bu kategoride olmazsa olmazımız. Çünkü o bizim "Vic Omma"mız :3
Kucaktaki bebiş Sulli'nin erkek kardeşi :3


SNSD'den de Tiffany :3 Nickhun'la çok uyumlular dimi gençler :D


5. Ah keşke kardeşim olsa diyebileceğiniz kız/erkek K-Pop üyeleri?
Abim olsun isteğim K-Pop üyelerinden ikisi Sunggyu ve Dongwoo




CNBLUE Yonghwa da fena olmaz hani :D



Ayrıca 2PM'den Nickhun :3



Ama en çok da EXO'dan Suho olsun isterdim. Her gün "Oppa, tonçuseyooo" dersim ve zengi zengin dolanırdım :D



Ablam olmasını istediğim şahsiyetler ise Ailee



2NE1'dan Dara


A Pink Eunji -APink'teki tek sevdiğim insan evladı :D-


f(x) Amber :3


Ve son olarak da SNSD Tiffany


6. En çok görmek isteiğin K-Pop üyesi?

Yok öyle bi şey. Ben tüm camiayı görmek istiyom :D Ama en çok tabi ki INFINITE'i *.*

Bir mimin sonuna daha geldik gençler. İsteyen herkes üstüne alıp bu mimi yazabilir.

Hadi ben kaçtım :D